"benim eski sevgililerim var bissürü" dedi, burdaki yeni evimin kaldığım odasının şimdilik işe yaramaz görünen pasaklı mı pasaklı, 'yere düşücek şimdi balkonu'nun önünden geçen, apartmanların daracık arasında kalan ve asfalt olmayan yolda yürüyen iki kız arkadaştan biri diğerine, yaşadığı anda mutlaka bu diğerine anlatmalıyım dediği,bence ergen saçmalığı olan, hadisenin birinden hararetlice bahsederken.
geceleri, odasındaki, diğer iki kişiye rağmen, ışık açık uyuyan arkadaş, bu odada kalsaydı daha çabuk giderdi sanırım.en olmaz saatlerde, sabahın körü ve gecenin yarısında odanın içindenmiş gibi duyulan, her seferinde ortak olmak istemediğiniz, konuşmaların, seslerin uyandıracağı güvensizlik hissi yüzünden.giriş kattayız mabet sokak'ta ve karşımızda gasilhanesi çaprazdan göz kırpan bi cami var.evin kapısı dandik.ev de dandik diyebiliriz.merkeze uzağız.dolayısıyla okula da.kız, bu saydıklarımın en az ikisi yüzünden gitmeye karar vermiş olmalı.
o ışık açık uyurken, ben de tersine bütün ışıklar kapalı geziyordum evin içinde, şimdilik kitap okumak için aydınlık bıraktığım mutfak dışında, bu evin ruhuna aykırıymışçasına korkmak, belki hırsızlardan falan.ve söylemeliyim, hala tek bir hamam böceği görmedim, böyle bir şeyin beklenir göründüğü bu evde.ama bekliyorum :) yatmadan önce geçirdiğim yalnız zamanlardan mıdır nedir, özellikle mutfaktan.
susamlı simit yapçak olduk, limon suyu lazımdı(ben demiyom.arkadaş diyo destekçisi tarif kağıdıyla birlikte) ve yoktu.onun yerine simit şeklinde un kurabiyeleri yaptık.en azından başlangıçta simite benziyodu.gelip gördük ki tekerleğin icat edildiği ilk zamanki haline benzeyen sözde un kurabiyeleri yanmış da üstelik.az, biraz kızarmış diyerek iyimser davrandığım bu son model kurabiyeleri tekrar fırına yolladık, çünkü tam pişmemişlerdi.yeniden çıktıklarındaki halleriniyse hiç sormayın.tadı mı, tadı fena diil, ziftle süslenmiş(hala iyimserim) gibi görünmeyenlerin :))

hazırlıkta almıştım o ingilizce kitabı.ön kapağı çok beğenmiştim.çok tatlıydı.uzun süredir yarı okunmuş olarak rafımda."charlie and the chocolate factory" geçende gittiğim filminde "charlie'nin çikolata fabrikası"ydı.kitabın yazarının daha böyle 'cins' hikayeleri var.ikisinin daha filmi var hatta.filmden önce çikolata almayı ihmal etmedik tabi :).öyle çikolatalı bi filmde, çikolata gerek bize de.willy wonka'nınkilerden yoktu ama olsun.çılgın asansörlü, çılgın herif.tuhaf insan :).o asansöre bayıldığımı söylemeliyim.en sevdiğim charlie'nin annesi olan helena bonham carter'dı orda.film, çocuklara danslı müzikli(müzikler süper zaten-danny elfman) verdiği dersler açısından da yararlı falan.çikolatadan göller, dereler, şelaleler.şekerlemeden ağaçlar, çimenler.bulabileceğiniz renk renk bonbonlarla da gizli bir cennet gibiydi willy wonka'nın şaheser çikolata fabrikası.willy wonka'nın bonbonlarından, 'bit palas'ın bonbon palas'ına...istanbul'un rengini sorcak olsaydınız, hemen cevap vermeyecekti agripina fyodorovna antipova.aradan yıllar geçip 'renkli dünyası'na yeniden döndüğünde söyleyecekti, 'garip' şehrin mor olduğunu.
