« Önceki | Sonraki »

Ekim 11, 2005

oyunmuş..doğru anlamış mıyım?.

içim acıyarak verdiğim parayla yeni almış bulunduğum makroekonomi kitabımın 123. sayfasındaki şekil 4-8'den sonra saydığım tam cümlelerden 5. si bu:

 

emek arzı eğrisi fiyat düzeyinin değişmesi gibi bir nedenle kayabillir.

 

eğer küçük başlığı da sayarsak cümle şu çıkar:

 

klasik yaklaşımın taraftarları, değişme nereden kaynaklanırsa kaynaklansın ekonominin yeniden işgücünün tam istihdamını sağlayacak bir dengeye ulaşacağını öne sürmektedirler.

 

oldu mu ki..hı?

 

 

 

 

Ekim 10, 2005

'ROSWELL'..dawson's creek..buffy..

cnbc-e'ye abone olduğum zamanlardı..roswell'i izlemek ayrı, apayrı bi zevkti..odama kimseyi sokmazdım dizi saati girdiğinde..max ve liz..ne romantizm..

bunlar kötü ikizler..max'in bu haline bayılmıştım..ilk görüşteyse şok tabi :)) ve isabel daha güzel di mi..

bunlar da michael'la maria(hoş resim)..

...'here with me' yle başlıyor...
 
I didn't hear you leave, I wonder how am I still here,
I don't want to move a thing, it might change my memory
Oh I am what I am, I'll do what I want, but I can't hide
I won't go, I won't sleep, I can't breathe, until you're resting here with me
I won't leave, I can't hide, I cannot be, until you're resting here with me
I don't want to call my friends, they might wake me from this dream
And I can't leave this bed, risk forgetting all that's been
Oh I am what I am, I'll do what I want but I can't hide
I won't go, I won't sleep, I can't breathe until you're resting here with me
I won't leave, I can't hide, I cannot be, until you're resting here with me.
                             
 
o zaman, öbür kaçırılmayanlar da dawson's creek ve buffy...
                    
         
         
         yukarıdaki karenin ait olduğu bölümü hatırlıyorum da, ilginçti..
 
        
         jen'e kıyak geçeyim, dedim..
 
                                  
        
               
               sizi yiiceeemm, diyo spike :)
 

Ekim 1, 2005

söz dinlemez saçlar-ım...iki kaza, iki ölü

şu saçlarıma bi çözüm bulmak gerek..bugün evden çıkarken yine yataktan yeni kalkmış gibiydim..sağolsun arkadaşlar hatırlatmadan edemiyolar ben bilmiyomuşum gibi :)..bazen de tel toka bahçesi oluveriyo kafam..bu arada, Allah razı olsun şu tel tokayı icat edenden :)) kestiricem hepsini, terketsinler beni, istemiyorum bazen fazlalık gibi gelen saçlarımı..şimdi siz bunları çok uzun bi şey sanmışsınızdır..değil değil..moralim bozuk olduğunda daha bi istiyorum 'saçlarımdan kurtulmayı'..şu sıralar da pek mutlu sayılmam :( zaten ders çalışırken, kitap okurken ellerim hep saçlarımla oynaş içinde, nedense..sonra da kafamın içinden çok dışında dolanıyorum..yok yok, olmaz böle..bi şeyler yapmam lazım bu saçlara..ben ne dersem o olucak..sözümü dinleyin artık :)

 

iki kaza...iki ölü...ayrı ayrı ama..bu ölmüşler bu kazalardan değil..geçen hafta iki trafik kazasına denk geldim..birinin yere bıraktığı 'kan amibi' daha çok hissedişe sebep oldu..diğerinde gebermiş bi araba içindekilerden ziyade kendisine acındıran..ölülerse yine kazakar arabalar yüzünden ölmüşler..daha 1. sınıf olana kamyon çarpmış, diyolar.diğeri de 5. senesindeymiş..hemcinsim yine..ona çarpmamışlar..o çarpmış.. 

 

 

Eylül 26, 2005

home sweet home and the chocolate factory,willy wonka's...

  "benim eski sevgililerim var bissürü" dedi, burdaki yeni evimin kaldığım odasının şimdilik işe yaramaz görünen pasaklı mı pasaklı, 'yere düşücek şimdi balkonu'nun önünden geçen, apartmanların daracık arasında kalan ve asfalt olmayan yolda yürüyen iki kız arkadaştan biri diğerine, yaşadığı anda mutlaka bu diğerine anlatmalıyım dediği,bence ergen saçmalığı olan, hadisenin birinden hararetlice bahsederken.
  geceleri, odasındaki, diğer iki kişiye rağmen, ışık açık uyuyan arkadaş, bu odada kalsaydı daha çabuk giderdi sanırım.en olmaz saatlerde, sabahın körü ve gecenin yarısında odanın içindenmiş gibi duyulan, her seferinde ortak olmak istemediğiniz, konuşmaların, seslerin uyandıracağı güvensizlik hissi yüzünden.giriş kattayız mabet sokak'ta ve karşımızda gasilhanesi çaprazdan göz kırpan bi cami var.evin kapısı dandik.ev de dandik diyebiliriz.merkeze uzağız.dolayısıyla okula da.kız, bu saydıklarımın en az ikisi yüzünden gitmeye karar vermiş olmalı.
  o ışık açık uyurken, ben de tersine bütün ışıklar kapalı geziyordum evin içinde, şimdilik kitap okumak için aydınlık bıraktığım mutfak dışında, bu evin ruhuna aykırıymışçasına korkmak, belki hırsızlardan falan.ve söylemeliyim, hala tek bir hamam böceği görmedim, böyle bir şeyin beklenir göründüğü bu evde.ama bekliyorum :) yatmadan önce geçirdiğim yalnız zamanlardan mıdır nedir, özellikle mutfaktan.
  susamlı simit yapçak olduk, limon suyu lazımdı(ben demiyom.arkadaş diyo destekçisi tarif kağıdıyla birlikte) ve yoktu.onun yerine simit şeklinde un kurabiyeleri yaptık.en azından başlangıçta simite benziyodu.gelip gördük ki tekerleğin icat edildiği ilk zamanki haline benzeyen sözde un kurabiyeleri yanmış da üstelik.az, biraz kızarmış diyerek iyimser davrandığım bu son model kurabiyeleri tekrar fırına yolladık, çünkü tam pişmemişlerdi.yeniden çıktıklarındaki halleriniyse hiç sormayın.tadı mı, tadı fena diil, ziftle süslenmiş(hala iyimserim) gibi görünmeyenlerin :))

 


 

  hazırlıkta almıştım o ingilizce kitabı.ön kapağı çok beğenmiştim.çok tatlıydı.uzun süredir yarı okunmuş olarak rafımda."charlie and the chocolate factory" geçende gittiğim filminde "charlie'nin çikolata fabrikası"ydı.kitabın yazarının daha böyle 'cins' hikayeleri var.ikisinin daha filmi var hatta.filmden önce çikolata almayı ihmal etmedik tabi :).öyle çikolatalı bi filmde, çikolata gerek bize de.willy wonka'nınkilerden yoktu ama olsun.çılgın asansörlü, çılgın herif.tuhaf insan :).o asansöre bayıldığımı söylemeliyim.en sevdiğim charlie'nin annesi olan helena bonham carter'dı orda.film, çocuklara danslı müzikli(müzikler süper zaten-danny elfman) verdiği dersler açısından da yararlı falan.çikolatadan göller, dereler, şelaleler.şekerlemeden ağaçlar, çimenler.bulabileceğiniz renk renk bonbonlarla da gizli bir cennet gibiydi willy wonka'nın şaheser çikolata fabrikası.willy wonka'nın bonbonlarından, 'bit palas'ın bonbon palas'ına...istanbul'un rengini sorcak olsaydınız, hemen cevap vermeyecekti agripina fyodorovna antipova.aradan yıllar geçip 'renkli dünyası'na yeniden döndüğünde söyleyecekti, 'garip' şehrin mor olduğunu.

 

Eylül 18, 2005

kimse duymasın mıı?!

gittim ordan, istanbul'dan..

canıma susamışken..

artık böylee..

sus sus..kimse duymasııın!

Eylül 15, 2005

hayalperestin deliliği

gecede yola çıkmalıyım.bu gece!hayatın anlamıyla yoğunlaşmalıyım önce, sonra arkama bakmadan veda edip içimden coşkuyla koşmalıyım.karanlık tüneller, karanlık tüneller, karanlık tüneller...ayaklarım yere değmez olunca sonsuzluğa doğru koşmalıyım, uçmalıyım!uçmalı, uçmalı ve uçmalıyım.bize gösterdikleri o yabancı, aptal kanatlar yok sırtımda.onun yerine içimden yükselten coşkulu bir güç var.yükseğe, yükseğe, daha da yükseğe.aynı çocukluk rüyalarımdaki gibi.büyüyünce gördüm mü onlardan?hatırlamıyorum.hem insan kaç yaşındayken büyümüş olur ki?ben hiç olmucam, hiç büyümicem.büyüme de ne?rüyalarına tutunamamak olabilir.evet evet.bu olabilir!çığlık!yani hiç büyümicem.ben, HAYALPERESTim!

 

senin kelimelerin benimkilerden üstün değil!benim kelimelerim seninkilerden yana değil!

 

mezarlıklardan ölülerin fışkıracağı zamana kadar ben gelmicem.

 

söylesene, kendisine bir zaman yitik şair denilen insan, bana birkaç mısra, o titrek sesinle.


evdeki önce haberim olmayan tatlıdan, birisi anneme olmak üzere yaptığım ve anneme olanın az peynir barındırdığı tereyağlı, salamlı, domatesli ekmek arasılardan, kardeş milletinin adamı vezir de rezil de edeceğinden(sinirliyim), bir aptal bekleyişimden, sebepli mi bilmediğimden geçerli mi bilmediğim fırtınalarımdan bahsetmicem(şimdi).ama'hemen az önceki parantez-nokta etkileşiminin doğruluğundan emin olmak için bir türlü Türkçe dil bilgisi anlatan kitabın birini elime almayışım'dan bahsetmiş oldum.di mi?delilik vaktidir, yatın artık!

 

notum:ne zaman yazmıştım ben bunu?

Eylül 15, 2005

KARARSIZLIKLAR ÖLDÜRÜCÜDÜR.

acı yazdırır, acı mı istiyorum?..ölüm, ateş ateştir.nefesim, soğuk.

 

rimelimi temizlemem, dişlerimi fırçalamam, şu masanın üzerini az da olsa toparlamam, üzerimi değiştirmem, c. telefonumun saatini kurmam(erken kalk kızım), yarın ne yapacağımı düşünmem (gidiyorum burdan-tam da zamanında :(-.okula kayıt işinde internete güvenebilir miyim?bavullarıma ne doldurucam?spor ayakkabılarımı götürsem mi ya?) gerek, yatmadan önce.zaten uyuyamıyorum da.uykum olsa da şimdiki gibi.uyuyamıyorum.UYUYAMIYORUM, dedim size..her şeye geç kaldım.ölmek istiyorum.yine mi...

dünü silmek..gitmek beni düşündürüyor..ben bencilim..düne bakmak..gülmek istemiyorum..onu sevmek istemiyorum böyle..konuşmak..bağırmak istiyorum..kusmak..kırmızı..düş..hayal..öl-me..

 

KARARSIZLIKLAR ÖLDÜRÜCÜDÜR.

Eylül 15, 2005

ebeleme sobeleme

sevdiğim 10 şey mi..hmm..düşünmem lazım :) bulabilirim..hadii..işte başlıyorum:

 

1.tatlılar
2.oyuncak bebekler :)
3.kitaplar
4.sinema
5.(şu günlerde) kırmızı...kırmızı bi far da alıcam.
6.özgürlük düşüncesi.dikkat:"düşüncesi".
7.yaklaşan sonbahar
8.annem
9.kardeşlerim
10.dostoyevski

 

sıranın bi anlamı yok..sadece bunlar da yok tabi ki..şimdilik aklıma düşenler..bi de uykum gelmiş zaten.bu kadar oldu.

 

sevgili amphibian ebelemüş benü.

Eylül 13, 2005

özgün, özgür, özgün, özgür, özgün, özgür, özgüün, özgüür...

  • istanbul'um..niye onca 'öküz'ü de barındırıyosun içinde..
  • Allah'ım!ben nerdeyim, nereye gidiyorum?(öyle diil milleet ;))
  • niye farkındalık katsayısı yükseklik bi boka yaramıyor?(bu O'na hitaben diil tabi ki ;))
  • hey millet!ben korkağın tekiyim.kahretsin!
  • daha aptal harcı yatırmadım.niye o kadar yüksek..
  • bugün ilerleme kaydettim aslında düşününce.hangi konuda mı..
  • bugün çok tatlı yemediiim :)
  • ÖZGÜN VE ÖZGÜR OLMAK İÇİN!..

Eylül 12, 2005

bugün...

bugün taksim'de istiklal'i turladım ya da -dık.bi çanta aldım.ders kitaplarının da sığabileceği.eskisini(bayaa bi eski) hala seviyodum ama annem sevmiyodu.bu ne demek şimdi?"kızım at şu çantayı artık, yenisini al.utanmıyo musun bununla dolaşmaya?" demesi demek onu gördükçe :).bi de üstüme giydiğim, annemin onu da "toz bezi yapıcam" diye tehdit ettiği bi şey vardı.tamam.o da eskidi, söküldü möküldü ama ben rahattım içinde.ne var bunda?neyse.onu da mecidiyeköy'de profilo'da unuttum.annemin duaları kabul oldu.eski çantamıysa korumalıyım :).bakarsın lazım olur.eski meski.ben onun o eskiliğine hayranım ;).yalnız yeniyi alınca eskisini çabuk unuttum.küsmese bari :))

 

babaannemdeydim.yine eskileri anlatıp durdu.onun konuşması bitmese de sıkılmıyorum tatlı tatlı anlatırken.ben de yaşlanınca(ömrüm getirirse) onun gibi torunlarıma dinletebilecek miyim kendimi? :)

 

gidicem bikaç gün sonra ya.off..daha bilet almadım.kafamı meşgul ediyo bu.neyse.yarın hallederim.ya...gitmek istemiyom henüz.ama belki okula kayıt yaptırıp dönerim.yok ya.o da mantıklı diil gibi.4-5 gün sonra okul açılcak.okula gitmesem mi ilk hafta?ama derslere de başlarlar şimdi.bakalım...

 

"babaanne, sana nescafe yapiim" dedim, kahve anladı.ağır işitiyor bi de."öyle diil" dedim.yani kahve diil.ama anlatamadım pek sanırım.tadını da beğenmedi.şeker attık daha fazla içine.bu sefer de çok sıcak dedi :).hiç beceremiyomuşum.hatta aynen annemin dediği gibi dedi bi şeyler beceriksizliğimi söylerken :).şeker diye tuzu getirmeyesin falan dedi.yaa...babannee...o kadar diil aslında.gerçekten.güldüm orda bol bol..bi de "cıllık cıllık" bağırıyomuşum.yani çığlık çığlık herhalde.ama bu bir 'yansıma',şive diil.

 

okuldan aldığım sevgili 'bit palas' bitmedi.hatta, bitmedi ne kelime, başlamadım sayılır.nası bitçek o yaa..okula kadar..bi de alev alatlı var.o daha kalın.neydi adı?bi bakiim:schrödinger'in kedisi(kabus).ahanda bu.618 syfa.öldüm ben.zamanım olsa...